Siz ne hissederdiniz?

40 yıl sonra ilkokul öğretmeniniz ziyarete gelseydi siz ne hissederdiniz?

İlkokul anılarımı ne ortaokul, ne lise ve ne de üniversite hocaları unutturamadı. Şimdi dönüp bakıyorum da o yaşlardaki bir yüreğe ne kadar büyük bir yükmüş meğer.

Oyun çağındaki çocuklara bağırarak, azarlayarak ne öğretilir bilmiyorum.

İyi bir öğrenci miydim yoksa öğretmen çocuğu olduğumdan mı bana kızdığına dair tek bir hatıram yok. Hatırladığım tek şey ne zaman kime bağıracak diye diken üstünde durmaktan dersi dinleyemediğim ve okulu hiç ama hiç sevmediğim.

Daha sonra gelen öğretmenim her an güler yüzlü olmasına rağmen, şimdi gülüyor ama acaba ne zaman bağırmaya başlayacak diye düşünerek geçti son senem.

Ortaokulda öğrendim bütün öğretmenlerin aynı olmadığını. O iki sene ne öğrendim bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da hatırladığımda bile kalbimin sıkıştığı gerçeği.

Neden ilkokul günlerimi hatırladığıma gelince, geçenlerde babamın ikinci görev yeri olan bir şehre gittik hayırlı bir vesileyle. Annemin yıllardır rüyalarında gittiği benimse çocukluk günlerimin geçtiği hayal meyal hatırladığım Karadeniz’in bir dağ köyü. Yukarılara çıktıkça sislere gömülen pek fazla güneş görmeyen ormanlıklar arasında bir köy. Ulaşımı kısıtlı, sağlık hizmeti için yürüyerek şehre inmeniz gereken, üstelik köydeki iki tarafın sudan sebeplerle birbirlerini öldürdüğü aslında zor bir görev yeri olmasına rağmen 40 yıl sonra bizi oraya sürükleyen tek şey unutulmayan anılar.

Her yerde olduğu gibi büyük şehirlere taşınanlar, çocuklarının yanında olanlar, ahirete göç edenler derken tanıdık birkaç kişiyi bulup isim isim sordular kim nerede nasıl diye.

Köydekilerin şimdi siz bizi unutmadınız ve görmeye mi geldiniz soruları ve bir yandan da kalın ısrarları arasında, o zamanlar babamın öğrencisi olan şimdilerde 50’li yaşlarında ki Tahsin abinin, okula başlama çağlarında olmasına rağmen okula gelmeme nedenini, babamın okula gel tavsiyesini ve sonraki zamanlarda babamla ilgili anılarını dinleyince bir kez daha anlamış oldum öğretmenliğin çarpım tablosu, dilbilgisi vs. öğretmek değil yürekte unutulmayacak anılar bırakmak olduğunu.

Zira her şey unutuluyor, telafi ediliyor ama anıların telafisi olmuyor. Yaşın kaç olursa olsun iyi ya da kötü bu anılar hep hatırlanıyor.

Bu vesileyle bu mesleği yapan veya yapmayı düşünenlere geçmişin öğrencisi olarak diyebilirim ki eğer gülen bir yüzünüz geniş bir hoşgörünüz ve çocuk yürekleri anlayan bir kalbiniz yoksa ilkokul öğretmeni olmayınız. Zira sizin açtığınız yaraları kapatacak bir ilaç yok ve öğrettiğiniz yada öğrettiğinizi sandığınız hiçbir şey yürekte saklanan güzel bir anıdan daha değerli ve etkili değil.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Yorumcu
Yorumcu - 1 ay Önce

Benzer şeyleri ben de yaşadım. Okulu hiç sevemedim bu yüzden.