KASTIN NEYDİ MONİ’YE?

KASTIN NEYDİ MONİ’YE?

Kastamonu Belediyesi ve Kastamonu Üniversitesi tarafından desteklenen Türkiye Yazarlar Birliği'nin düzenlediği "Tarihi Yaşatmak, Şehri Yaşatmak" bilgi şöleni Kastamonu'da gerçekleştirildi.

Kastamonu'da gerçekleştirilmesi tesadüfi değildi. Hem 2018 yılı Türk Dünyası Başkenti olması hem de tarihimize yön vermiş, köklerimizi güçlendirmiş isimlere vefa borcundan Kastamonu'da yapılması uygun görülmüş. Bilgi şöleninde farklı alanlardan konuşmacılar, farklı açılardan meseleyi incelediler. Özellikle restorasyon çalışmaları üzerinde duruldu: Yanlış uygulamaların aslında tarihimizi nasıl körelttiği, bizi biz yapan değerlerden oldukça uzaklaştırdığından bahsedildi. 

Açılış dersinde Prof. Dr. Tahsin Görgün'ün söyledi şu cümle dikkat çekiciydi, aynen sizinle paylaşmak isterim: "Nasıl ki bir fert, farkında olsa da olmasa da, hafızası ile ve hafızasının sağladığı imkanlarla hayatını sürdürürse, bir millet de hayatını tarihi ile ve tarihinin sağladığı imkanlarla sürdürür. Bir milletin tarihi, yani bir milletin geçmişte yapıp ettiği her şey, olur ama bitmez; ortaya çıkardığı neticelerle, etkin varlığını sürdürür. Olup bitmeyen şeyler arasında kurumlar/müesseseler vardır."

Rivayet odur ki Kastamonu ismi, Türk kumandanına aşık olan Bizans tekfurunun kızı Moni’den gelmektedir. Uzun süredir kaleyi almaya çalışan kumandana aşık olan Moni, bir şekilde kumandana haber göndermiş ve aşkına karşılık bulmuştur. Tekfurun kızı Moni, bu karşılık neticesinde kumandana kalenin anahtarını vermiştir. Uzun zamandır kalenin fethinde başarısız olan Türk askerlerinin içeri girdiğini gören Tekfur, durumu anlayınca kızını kalenin burçlarından aşağıya atmıştır. Bunun üzerine Türklerin “Kastın Neydi Moni’ye?” diye sormaları aradan zaman geçtikte Kastamonu haline gelmiştir. Tabii bu bir efsane, ne kadar doğrudur ya da doğruluğu tartışmaya gerek var mıdır muamma...

img_3698.jpg

Bazı şeyler değişmez: Eskiden kısa zamanda fethedilmesi mümkün olmayan Kastamonu’nun bugün de kısa zamanda gezilmesi zor. Ama yine de 2018 yılı Türk Dünyası Başkenti olan Kastamonu’da görmeniz gereken birkaç yerden kısaca bahsedelim:
 

Mahmutbey Camii 

Candaroğlulları beyliği zamanında, 1366 yılında yapılmıştır. Caminin en önemli özelliği çivi kullanılmadan tamamen ahşaptan inşa edilmiş olmasıdır. İçindeki süslemelerde kök boyalar kullanılmıştır. 

9bbf594d-2e39-4f19-86cd-ee713be47e15.jpg

Ankara’da bulunan Arslanhane Camii’ye oldukça benziyor, özellikle tavanı. 


a4407b08-72c1-40bf-9831-d7c02d3441eb.jpg

                        (Mahmutbey Camiinin Tavanı)

Ankaralı nakkaş Mahmud oğlu Abdullah tarafından yapılan oymalı kapının orijinali yerine benzeri konulmuştur, orijinali şu an Etnografya müzesindedir. Cami UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır.

e517f8dd-ae65-431f-a38d-1bb82df6c3b8.jpg

               (Mahmutbey Camiinin Kapısı)

Mimar Vedat Tek Müzesi

Mimar Vedat Tek Müzesi aslında birçok müzeyi içinde barındıran bir kültür merkezidir.

İçinde yer alan müzelerin başında Şapka Müzesi, Dantel Müzesi, Silah Müzesi ve Fincan Müzesi gelmektedir.

aca401fc-ebb8-46b5-bec1-b20b70d26bd1.jpg

                                      (Fincan Müzesi)

Mustafa Kemal’in şapka devrimini Kastamonu’da başlatmasını temsilen ülkenin dört bir yanından gönderilen şapkalar burada sergilenmektedir.

img_3565.jpg

                                 (Şapka Müzesi)

Dantel müzesinde bölgenin yerel motiflerinin yanısıra 180 yıllık perde ve yazılı bir masa örtüsü dikkat çekmektedir. 


img_3574.jpg

“Zahidin gönlünde cennet aşıkın didar-ı yar. Şüphesiz herkesin başında bir sevdası var.”

Dantelde eski harfle şunlar yazmaktadır: “Zahidin gönlünde cennet aşıkın didar-ı yar. Şüphesiz herkesin başında bir sevdası var.”

Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi

Külliye içinde cami, türbe, kütüphane, müze, asa suyu ve şadırvan bulunmaktadır. Cami içinde halvet odaları yer almaktadır. Asa suyu hakkında farklı rivayetler vardır. Bu rivayetlerden ilki Hz. Nuh tufanında Cebrail 4 avuç toprağı dünyanın 4 bir yanına savurmuştur, bu yerlerden biri de Hz. Pir’in (Şaban-ı Veli) bulunduğu yerdir. Toprak yapısından dolayı su da zemzem suyuna benzemektedir. Diğer bir rivayete göre kendisine inanmayan ve keramet göstermesini isteyenlere karşı Şeyh Şabab-ı Veli sinirlenmiş ve asasını yere vurmuştur, yerden bu su fışkırmıştır.

img_4992.jpg    

(Caminin içinden bir görüntü.)

img_4994.jpg

(Caminin içindeki halvet odaları.)

Yılanlı Külliyesi

Abdulkadir Geylani’nin torunlarından Abdulfettah Veli, Kastamonu’ya geldiğinde bölgenin halkı bu durumdan hoşlanmamış ve onu yılanlı olarak bilinen metruk yere yerleşmesini istemişler. O da bölgedeki yılanları toplayarak Gayblar deresi olarak bilinen dereye atıp “Kaybol!” demiştir. Buraya daha sonra cami ve darü’ş-şifa yapılmıştır. Darü’ş-şifanın kapısında yılan figürleri bulunduğundan ya da rivayetten dolayı buraya Yılanlı Külliyesi denilmektedir. Halen civarda haksızlık yapan esnafın orada tutunamadığı söyleniyor.

a0b6f898-368c-4be4-a12c-9d8faae229a6.jpg

(Darü'ş-Şifa Kapısı)

Bu saydıklarımız Kastamonu’nun görülmeye değer, güzel yerlerinden bazıları… Elbette görülmesi gereken pek çok yer daha var. Özellikle Kastamonu’nun kendisine has ahşap binaları onarılarak farklı hizmet alanlarında kullanılıyor. Kastamonu Belediyesi bu yerlerin restore edilmesinde titizlikle çalışmalarını sürdürüyor. 

Önceki yıllarda bozulan tarihi doku karşısında "Kastınız neydi Kastamonu'ya?" diyen yetkililer bu tarihi, bu şehri yeniden ihya ediyor.

YORUM EKLE