Gaziantep denince.!

Ticarette küçük İstanbul, başka bir deyimle Türkiye’nin ÇİN’i aklıma gelir..

En son 24 yıl önce gitmiştim bu şehre. Şimdi tanımak mümkün değil. Halk deyimiyle uçmuş bir şehir. Gaziantep tabiki ticaretiyle değil tatlısıyla, kebabıyla da, ünlü bir şehir.

Ama benim asıl merakım şehirlerin efsaneleri olan isimlerin hayatlarıdır. Onlar sadece efsane değil, gelecek nesillere aktarılması gereken hayat hikayelerinin sahipleridir..

İşte onlardan biri Halil USTA..!

İşyerinde ayakta yemek yemek için sıra bekleyen insanları görünce “bu işyerinin Antep’in eski mahallesinde olacağına en lüks caddelerinde olmalı” diye düşünmeden edemiyor insan..

Ama Halil Usta ilk işe başladığı mahalleden vefa duygusuyla hiç bir yere ayrılmamış.

Hikayesi ayrı bir ibret..

Özellikle günümüzde meslek öğrenmek için çıraklık yapan gençlerin en ufak zorlukta işten nasıl kaçtıklarını, başarıya ulaşmak için sabırsızlıklarını ve nasıl çabuk pes ettiklerini düşününce;

Halil Ustanın hikayesi başka bir anlam kazanıyor aslında.. Halil Usta başarı hikayesini 56 Yılık maziye sığdırmış biri olarak anlatmaya başladı;

Yıl 1962 Yaşım 12. ilkokul biter bitmez babam Gaziantep’te Mezbahaneye yerleştirdi beni. Mezbahanedeki Ustam sürekli eziyet ediyordu. iki ay dayanabildim bu eziyete.

Biriktirdiğim harçlıklarla bir gece evden kaçarak İstanbula gitmek için yola çıktım. Dört gün İstanbul sokaklarında aç susuz dolaştım durdum..

Tahtakale’de gezerken bir kasap dükkanının camında “ çırak aranıyor” yazısını görüp içeri girdim ve sonrasında işe alındım..

Kasap dükkanının ustası Gaziantepliydi. Gündüzleri kasap, akşamlar ise kebap dükkanı olarak çalışıyordu.

İşi bulmasına bulmuştum da aklımda bir soru vardı. Şimdi nerede yatacaktım?

Ustam “dört sandalye, bir tahta yatak, dokuz yıl ailem oldu Rafet” sözüyle, dört sandalyeyi birleştirip “burası artık senin yatağın. Burda yatarsın” dedi ama ne yatak, ne yorgan, nede yastık vardı..

Beş yıl boyunca sandalye üzerinde uyudum, Geceleri kafam gözüm düşmekten morarmıştı..

En sonunda dayanamadım. Ustaya, yatak istediği mi söyledim. Başta bana çok kızdı. Ama yinede Tahtakalede bulunan marangozlara bir yatak yaptırdı. “Yorganı yastığı da harçlıklarınla alırsın” dedi..

Beş yıl çıraklık yaptım. Getir götür işlerine baktım. Bir gece rüyamda kebap sapladığımı gördüm. Uyandım ve uzun uzun düşündüm. Aslında o gece uzun bir rüyadan uyanıyordum...

Evet, Yazı uzun olunca okumama gibi bir hastalığa kapılıyorsunuz. Bunu bildiğim için, Halil Ustanın Rüyasının bugünkü rüya gibi hayatına nasıl dönüştüğünün hikayesine yarın devam edeyim isterseniz..!

HAYIRLI PAZARLAR..!!

YORUM EKLE